2026 itibarıyla iş, ticari ve kira uyuşmazlıklarının önemli bir bölümünde dava açmadan önce arabulucuya gitmek artık bir seçenek değil, dava şartı. İş uyuşmazlıklarında bu zorunluluk 2018'den beri, kira uyuşmazlıklarında ise Eylül 2023'ten beri yürürlükte. Yani bugün pek çok kişi için soru "arabuluculuğa mı gitsem, dava mı açsam" değil; "arabuluculuk masasına oturduktan sonra süreci orada mı bitirsem, davaya mı taşısam" sorusu.

Bu iki seçenek arasındaki fark sanıldığından daha büyük, yanlış tercih yalnızca zaman kaybı değil, doğrudan mali bir risk.

Dava Şartı Arabuluculuk Hangi Uyuşmazlıkları Kapsıyor?

Kapsam genellikle sanılandan geniş. İşçi-işveren uyuşmazlıklarında kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ve işe iade talepleri; ticari uyuşmazlıklarda konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat davaları; kira uyuşmazlıklarında ise kira bedelinin tespiti, tahliye ve kira alacağı talepleri arabuluculuğa başvurulmadan mahkemeye taşınamıyor. Başvuru yapılmadan açılan dava, dava şartı yokluğundan usulden reddediliyor.

Somut bir örnek üzerinden bakalım: Denizli'de küçük bir tekstil atölyesi işleten Elif, ürün teslim ettiği bir toptancıdan alacağını tahsil edemiyor. Elini rahat sağlamak için doğrudan icra takibi ve dava düşünse de, konusu bir miktar para olan bu ticari alacak için önce arabulucuya başvurması gerekiyor; aksi hâlde mahkeme kapıda dosyayı geri çeviriyor.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir istisna var: iş kazası veya meslek hastalığından doğan tazminat davaları bu zorunluluğun dışında tutuluyor. Bu tür uyuşmazlıklar genellikle bilirkişi incelemesi ve bedensel bütünlüğe ilişkin teknik değerlendirme gerektirdiğinden doğrudan mahkemede açılabiliyor; bu noktada iş kazasında tazminat hakkının hangi koşullarda talep edilebileceği ayrı bir değerlendirme konusu.

Arabuluculuğun Gerçek Avantajı Hız Değil, Kontroldür

Arabuluculuğun en çok bilinen avantajı hız; birkaç toplantıda biten bir süreç, yıllar süren bir davadan elbette daha kısa. Ama asıl fark başka bir yerde: arabuluculukta taraflar sonucu kendi iradeleriyle belirliyor, hâkim gibi üçüncü bir kişi karar dayatmıyor. Süreç gizli yürütülüyor ve görüşmelerde konuşulanlar, anlaşma sağlanamayıp dava açılırsa delil olarak kullanılamıyor.

Bunun pratikte ne anlama geldiğini bir örnekle açıklayalım: işten haklı sebeple ayrılan bir çalışan olan Serkan, eski işvereniyle ilişkisini tamamen koparmak istemiyor; sektör küçük, ileride yeniden çalışabilecekleri bir zemin bırakmak istiyor. Arabuluculukta varılan bir anlaşma, davadan farklı olarak, iki tarafın da kabul edebileceği esnek bir çözüm (örneğin taksitli ödeme, kademeli tazminat) üretmeye izin veriyor; bu esnekliği bir mahkeme kararı sağlamıyor.

Diğer yandan anlaşma sağlanan tutanak, avukatlarla birlikte imzalanmışsa veya mahkemeden icra edilebilirlik şerhi alınmışsa, ilam niteliğinde belge sayılıyor ve karşı taraf uymazsa doğrudan icraya konulabiliyor. Yani arabuluculuk, bağlayıcılıktan yoksun bir "iyi niyet görüşmesi" değil.

Avukat masasında dosya, saat ve kalemle karar anı
Arabuluculuk mu dava mı sorusu, çoğu zaman zamanla yarışan bir karardır.

İlk Toplantıya Katılmamanın Bedeli

Arabuluculuk sürecini hafife almanın somut bir mali karşılığı var. 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesi ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3/12. maddesi uyarınca, ilk toplantıya mazeretsiz katılmayan taraf, açılacak davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile, yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutuluyor; lehine hükmedilecek vekâlet ücretinden de kısmi kesinti yapılıyor. Örneğin kira alacağı nedeniyle arabuluculuğa çağrılan bir mal sahibi, toplantıya katılmayıp süreci doğrudan davaya taşırsa, dava sonunda haklı bulunsa bile bu yaptırımla karşılaşabiliyor.

Arabuluculuk ücretleri de her yıl güncelleniyor; 2026 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi 26 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı. Yani hem sürecin maliyeti hem de sürece katılmamanın maliyeti, güncel ve değişken veriler; karar verirken bu güncel tabloya bakmak gerekiyor.

Dava Yolunun Vazgeçilmez Olduğu Durumlar

Arabuluculuk her uyuşmazlık için ideal çözüm değil. Karşı tarafın müzakereye hiç yanaşmadığı, iyi niyetle hareket etmediği veya sürecin yalnızca zaman kazanmak için kullanıldığı durumlarda arabuluculuk toplantısı sonuçsuz kalıyor ve dosya zaten dava aşamasına geçiyor. Bu noktada arabuluculuk bir kayıp değil, kanunun öngördüğü zorunlu bir ön aşama olarak işlev görüyor.

Ayrıca kesin hüküm, emsal karar oluşturma veya kamu düzenine ilişkin bir meselenin resmî olarak çözülmesi gereken durumlarda dava kaçınılmaz. Örneğin tapu iptali, velayet gibi kamu düzenini ilgilendiren birçok uyuşmazlıkta zaten dava şartı arabuluculuk uygulanmıyor; taraf iradesiyle sonuçlanamayacak bu tür meselelerde mahkemenin bağlayıcı kararı gerekiyor.

Bir de tarafların gücü arasında ciddi bir dengesizlik varsa, örneğin bir tarafın hukuki temsilden yoksun ve pazarlık gücü zayıfsa, arabuluculuk masasında bu dengesizlik davadaki kadar dengelenemeyebilir; böyle durumlarda mahkemenin usuli güvenceleri daha koruyucu olabiliyor.

Ofis penceresinden şehri izleyen bir kişinin silueti
Doğru yolu seçmek, uyuşmazlığın niteliğine ve tarafların tutumuna göre değişir.

Karar Verirken Sorulması Gereken Sorular

Somut bir uyuşmazlıkla karşılaşan kişi, arabuluculuk mu dava mı sorusuna yanıt ararken birkaç noktayı sırayla değerlendirmeli. Öncelikle uyuşmazlığın dava şartı arabuluculuk kapsamında olup olmadığı netleştirilmeli; kapsam dışındaysa (örneğin iş kazası tazminatı gibi) doğrudan dava seçeneği değerlendirilebilir. Kapsam içindeyse, ilk toplantıya katılmamanın mali risk taşıdığı unutulmamalı.

Ardından karşı tarafın müzakereye açık olup olmadığı, ilişkinin (iş ortaklığı, kiracı-mülk sahibi, ticari bağ) gelecekte sürdürülüp sürdürülmeyeceği ve tarafların pazarlık güçleri arasındaki denge gözden geçirilmeli. İlişkinin devam etmesi öngörülüyorsa arabuluculuğun esnek çözüm üretme kapasitesi genellikle daha değerli; ilişki zaten bitmişse ve karşı taraf işbirliğine yanaşmıyorsa süreç doğrudan dava aşamasına odaklanmalı.

Bu değerlendirme, uyuşmazlığın somut koşullarına göre değişir ve genel bir formülle çözülemez; her dosya kendi özelinde ele alınmalıdır. Benzer bir değerlendirme mantığı emlak uyuşmazlıklarının arabuluculuk ile çözülüp çözülemeyeceği sorusunda da geçerli; uyuşmazlığın türü, karar sürecinin ilk adımını büyük ölçüde belirliyor. İş ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda da benzer bir çerçeve geçerli; işçinin haklı sebeple işten çıkarılması durumunda izlenecek yol da önce arabuluculuk aşamasından geçiyor.

Yasal Uyarı

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya danışmanlık niteliği taşımaz. Somut durumunuz için bir avukata danışınız.
Son güncelleme: Eylül 2026